Son Dakika Haberler
Tut Haber Ailesi Olarak Kurban Bayramınızı Kutlar Sağlıklı ve Güzel Günler Dileriz...

YAPICILAR

YAPICILAR
Okunma : 2.139 Kere okundu 2 Yorum

Yanılmıyorsam 12-13 yaşlarındaydım. Yani 1968-69 yılları. Öncesini ve sonrasını hatırlamadığım bir anim, filmin tek karesi gibi bir bölüm, hafızamda eski bir resim bulanıklığında duruyor: Abim Abuzer Demir, Fikret Acar, Orhan Avşar, Mahmut Tutuş, Mustafa Yılmaz (hatırlamadığım bir iki kişi daha) ve Nedim Yapıcı eski mezarlığın önünde Ağtut´a doğru yürüyorlar. Nasıl oldu bilmiyorum ama ben de tek başıma 10-15 metre arkalarından geliyorum. Yürürken seslice konuşup tartışmaları ilgimi çekmiş olmalı. Duyabildiğim kadar dinleyip anlamaya çalışıyorum konuşulanları. Hayatım da ilk defa Kant, Hegel, Marks isimlerini, materyalizm, idealizm, mantık gibi felsefe sözcüklerini duyuyorum. Tartışmacıların en ateşlisi ve sürükleyicisi ise Nedim Yapıcı.

Nedim Yapıcı, bizim Ulupınar’da komşularımız Yapıcıların en büyük oğulları. Bahçelerimiz yanyana. Altı kardeşten erkeklerin en küçüğü olan  Mesut ile benim okul öncesi çocukluktan ortaokul sonuna kadar kesintisiz süren bir çocukluk arkadaşlığımız var. Kardeşim Nusret, emmioğullarım Kadir ve Nihat, Bibi oğlu Hacı Osman Ulupınar grubumuzun diğer üyeleriydi. Mesut, tartışmasız ”reis”imizdi. Bizleri, Texas-Tommix, Zagor, Karaoğlan, Tarkan gibi o zamanların çizgi romanlarının fantezi dünyasına çeker, orası Cünüt burası Erikliğin Kelle, dolam dolam dolandırırdı. Bize öyle okuma alışkanlığı kazandırmıştı ki, birlikte eşeklerle Çamiçi´ne oduna gittiğimizde, bütün yol boyunca eşeğin sırtında çizgi romanları okuduğumuzu hatırlıyorum.

Grup liderliğini sadece çocuk kitaplarının büyülü hayal dünyasına bizleri çekebildiği için değil, kararlılığı ve korkusuzluğu ile de hak ediyordu. Babası Ahmet emmiyle tartıştığı için-benim tüm ısrarlarıma rağmen- bizde değil, gidip su ambarının damında yattığını; bir keresinde yalnız başına oduna gittiğinde –yine kitaba daldığı için- eşeği kaybedince, babasının gece yalnız başına onu eşeği bulmaya dağa gönderdiğini, onun da bulup getirdiğini hatırlıyorum mesela. Tek başına gece mezarlığın içine giderdi. Biz diğerlerimiz bunu asla korkumuzdan yapamazdık. Öyle korkusuzdu. Kararlılığına örnek olarak da, Cünüt´te (Yapıcıların o yörede bağı ve bostanı vardı) birlikte oynuyorken, bir sebepten rahmetli Mustafa Arslantaş ile tartıştıktan sonra ”ahraz” oluşunu ve yaklaşık on beş gün süreyle, ailesi de dâhil hiç kimseyle hiçbir kelime konuşmamasını verebilirim.

Okuma alışkanlığını Mesut ailesinden almıştı. Çocukluğumuzda, kış günleri Yapıcıların evinde, arkası yarın devam edilmek üzere kitaplar okunurdu. Çoğunlukla  Hilmi abi okurdu kitaplari.Hava Bacı (anaları), Ayşe, Mesut, Sıdıka, Beyhan (kardeşler), Nusret ve ben dinlerdik. Bazen Hilmi abi okumayı bırakıp bir yorumda bulunur, bazen de yorumlar uzayıp tartışmalara dönüşürdü.

Bir düşünün: 1960´li yılların Tut´u. Elektrik yok. Kasabayı dünyaya bağlayan bir karakol ve PTT´nin telefonu, bir de üstünden bir Belediye kamyonu bir de Sait emminin (Kılıç) kolçakla çalışan cipinin geçtiği şose yol. Karanlıklar ve karlar altında bir küçük kasabanın Ulupınar mahallesinde, iki odalı toprak evde, gaz lambasının ışığı etrafında büyüklü küçüklü, oğlanlı kızlı 8-9 kişi, aralarında birinin okuduğu bir Fransız romanını okuyor ve tartışıyor!

İş sadece okumak-tartışmakla da kalmıyor. Ailenin en büyük çocuğu Nedim Yapıcı, yörede anlatılan ve Tut´a giderken Göksu´yu geçtikten sonra karşınıza çıkan Sürmen kayalıklarında geçtiği söylenilen bir efsaneden yola çıkarak kocaman bir roman yazıyor: Sürmenepolis! Eski usul kaplanmış, daktilo yazımı kap kalın bir kitap, kitaplıklarının bir yerinde dururdu. Evet, Yapıcıların evinde o tarihte kitaplık vardı!

Nedim abi vefat ettikten sonra düşünmüştüm: Acaba Nedim Yapıcı felsefeyi bir üniversitede okusaydı, ya da onu anlayan ve onunla fikir alış-verişinde bulunan bir entelektüel grupla teması olsaydı ne olurdu? Yaşamın anlamına dair o büyük soruları (felsefeyi) tek başına anlamaya ve açıklamaya çalışmak ne kadar olanaklı ki?

Bir de Hilmi abinin çok güzel resim yaptığını söylemeliyim. Biz ilkokul beşinci sınıfta iken bir gün resim dersimize geldiğini, çok güzel bir suluboya manzara resmi yaptığını, bize de resmi göstererek “çocuklar, resimde ağaçlar mavi de boyanabilir” dediğini hatırlıyorum.

Yapıcılar, “eski” Tut ´un en renkli ailelerinden biriydi. Ben kendimi o aileye o kadar yakın hissediyorum ki, kendimde onlar hakkında yazma hakkı gördüm. Bu aynı zamanda benim için bir vefa borcu da. Bütün Yapıcılara, benim ”ben” oluşuma yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ediyorum.

Kaybettiğimiz Ahmet emmi, Hava bacı, Nedim abi ve sevgili çocukluk arkadaşım, can dostum Mesut´u sevgiyle, saygıyla anıyorum.

Hamza Demir

Göteborg, 21 Ocak 2015

hamzademir@hotmail.com

Yapıcıların Ulupınar’da ki Evi-2015 Fotoğraf: Mehmet Demir

YORUMLAR (2)

  1. SÜLEYMAN SOLAK diyorki:

    AHDE VEFA BU OLSA GEREK.TEŞEKKÜRLER HAMZA BEY BİZLERE BU YAZINIZLA ÇOK GÜZEL BİR DERS VE EHEMMİYETLİ BİR ÖRNEK VERDİNİZ.KALEMİNİZ KAVİ YÜREĞİNİZ BOL OLSUN.SELAM SAYGI VE HÜRMETLERİMLE.

  2. Nevzat KIZKIN diyorki:

    Çocuk : İnsanlar ölünce geriye ne kalır.
    Baba : Yaşadıkları, anıları kalır, anılar önemlidir.
    (Dekalog-1 Filminden)
    Eline sağlık Hamza abi, güzel, sade anlatımınla bizi eskilere götürdün. Ne mutlu yaşadığı zamana renk katıp, geride güzel anılar bırakanlara.