Son Dakika Haberler

GÜMÜŞ

GÜMÜŞ
Okunma : 1.602 Kere okundu Yorum Yap

Mahallenin Bekcisi Gümüş Bey;

Gümüş bey sıska sayılmaz, orta boylu,az tombul,siyah beyaz karışımı üniformasının içinde şatafattan öte çok mütavazi bir görüntüsü vardı.Üniformasının yakasında bekci armasının yanına deli payam açtığı zaman çiçeğinden iliştirirdi.Oba sakinleri tarafından sevilir,hele çocukların nowelbabası sokakta yürürken bir hıranta uşak beraber yürürdü.Gurbetellerden sılaya gelen olursa sokağın başında ilk Gümüş bey karşılar,çok sevecen bir kişiligi vardı. Son zamanlarında bayağı kilo almış,vucudundan daha agır olan partı nereye çekerse vucudu oraya dönerek hareket eder,hafif egilmiş kuluncu’nu dengelemek için sanki ellerini poposunun üzerine kor yavaş yavaş hareket ederdi.Ama asla görevini aksatmaz en naçar günleründe dahi görevini bir huşu içerisinde daha azimli daha iştah ve şevkle yapmaya gayret ederdi.

Bay Gümüş diger mahallelerin bekcilerine hiç benzemez,yaşlıcana çok uykucu olan İçkici çomaroğluna çok kızar mesleginden utanır bir türlü haz etmezdi.Bu çomaroğlu ise geceleri biraz mahallede dolaşır kendi mucidi olduğu incir şarabını kışın bulamadığı zamanlar ispirto’ya talim eder,alkolin verdiği bitkinlikle uykusu gelince sıcakbir yer yada gölge bir yer bulur tatlı uykusuna dalar eger uyanırsa bir düdük ötürür,düdüğünü cebine kor kıvrılır uykuya devam ederdi.Çok derin uyuduğu zaman ise  uyurgezer halleri başlar uyandıgında ise birgün mağrabaşı mağrasında diger gün cinmağrasında,yada kavaklıkgın güneş geçirmez gölgeliğinde. şafak çoktan sökmüş öğlen olmak üzere, kasabanın  madarası olmuş, çocuklar kuyruguna teneke bağlar dalga geçerdi.

Halbuki Tut’gibi bir yerde ne bekciye nede cendermeye gerek vardı.Bütütn evlerin kapıları açık zaten ahalinın cami’lerinin kapılarıda hiç kilitlenmediği gibi yağmur yaş olmadıği zamanlarda zarha’sı da çulu’da hayvanlarıda dışarıdadır.Birkeresinde istisnai bir adi suç vuku bulmuştuda ne çomaroğlu bekciyi nede hırsızları bildikleri halde kimse şikayet etmemişti utandıklarından ayıp olur diye.Gerisin geriye malsahibi çınarın dibinde talazın sırtlayıp bangır bangır bagırıpda satamadıgı malını, tanıyıp kendi malını  kendi parasıyla satın almıştı utanarakdan,ayıp olurdiye.Adi suç işlenmiyordu ama siyasi olaylar öyle birhal almşitıki Tut gibi kiçük bir kasabada dahi bölünmelere,kırılmalara sebebiyet vermişti.Adi suç olsa kimsenin terbiyesi elvermiyor ama siyasi olaylar herkesin taraf tutmasına kırıkların derinlenmesine yol açmaktadır.İşte BayGümüş böyle birzamanda görev yaparken tarafsızlıgınıda ıspat etmek herkesi aynı terazide tutmaya,ençokta kırgınlıkları gidermeye çalışıyor.Bu kırgınlıkları giderirken taraf tutuyor demesinler diye adına yakışır bir gümüşustalıgı titizliginde,itinayle sezdirmeden hallederdi işlerini.Tarafsız olmak için herkesin huyunuhusunu karekterini gizli tutuğu hafızasına kazır. BayGümüş bir dedektif gibi, daha DNA icat olmadıgı zamanlarda kişilerin karekterini çözer her kişiyi kokusundan tanır

Ayak kokularını ayakkabı  numaralaeına göre kategöri eder hangi kişi hangi eşiklikde park eder kolaycana,zorluk çekmeden, herbişeyi yerli yerine koyardı.

Amaçı aileyi birarada tutmak genç nesilleri bu kuru çekişmelerden muhafaza etmek.BayGümüşün bir özelligide bütün herkesin birarada olmasına vesile olan bu ayakkabıteki meselesinden başlayıp bütün dedektiflik maharetini kullanarak  iz sürmeye başlaması idi.Vay senmisin kardeş kavgasına katılan ertesi günü herkimki hahsızlığa uğramış,vay haksızlık yapanın başına!!! Sabahleyin yüzünü dahi yıkamaya fırsat bulmadan(çocuklarda daha kalkmamışkı çocukları yollasın,başka iskarpinide yoki,çalışırken kundura da giyecek degilya.eli mahkum iş kendisine düşer.)  sabahleyin haksızlık ettigi gardaş’ının kapısında biraz ezile büzüle bir mahcubiyetle seki’ye yaklaşıp Gümüş ayakkabımı size getirmişde !!işte bu cümle büzların eridiği,dargınlıgın BayGümüş’e çarptığı anlardır.Vay senmisin iki elti’nin diger elti’yi çekiştiren!!!ertesi sabah Elti’sinin seki’sinde hazır ve nazır.Düzen sağlanmış sokaklarda ve obada asaiş berkemal.Oba sakinleride düzene alışmış, sonuşlarını çok keskin bilmektedirler!! Seki’de hazır ve nazır.İşde bu berkemal ortamda obaya yeni katılan gelinler bir ara bu aracısız sisteme kendilerini öylesine kaptırdılarki işi suistimale kadar ulaştırırlar.Bir gün bir fincan kahveniz varmı,yok yok biçimdik tuzunuz varmı derim,yok yok eniyisi BayGümüş terligimi getirmiş der durumu kotarırım demeye getirdiler.Daha sonraları bu yeni yetme,yeni oba bireyleri yaşadıkca bu oba içerisinde ki hayreşik döngü içerisine aile büyüklerinin koydukları kural içerisinde çocukların büyüklerin kavgalarına karışmayacağını karışırsa,kusuru suç sayılacağı gibi ,BayGümüşünde amirlerinden aldığı emirleri yerine getirdiğini öğreneceklerdir.Biz Tut’oba geleneginde atalardan öte gelen geleneklerimizde misafirin yeri baştacıdıdır.(obanın büyüklerinin konumlarından dolayı  misafirsiz gün çok nadirdir.) İstenmeyen(yapışkan) misafirede kusur edilmez ama tez gitsin diyede ayakkabısına tuz konurki yüzünün ağıyla gitsin.Ancak ev içerisinde misafir olmaz,yazın çayırlığın asırlık ceviz ağaçlarının gölgelediği seki’lerde,kışın dutkurusu odunların sobadaki çıtırtısına   menengiç kahvesi’nin kokusunun karıştığı odalarda derin sohpetler yapılırdı.Bu derin sohbetlerde BayGümüş yine işbaşındadır.Ayakkabılarına tuz koysa neyse direk herkesin ayıkkabısını herkesin sekisine bir çütünü şaşırmadan yerliyerine koyar ayak yoluna çıkan gelin terliğini bulamayınca atığı çığlıkla kendilerini koyu sohbetlere kaptıran ahali safagın sökmek üzere olduğunu anlardı.Bazanda bunadımı ne bekci düdüğünü çalıp çalıp duruyor derken ayıkkabıların her biri birbaşka seki’den çıkar,işte curcuna o an kopar benimki de yok benimkide diyen don gömlek seki’lere koşar bunuda BayGümüşün yaptıgını herkes  bilir ama kimse kızmazdı.  akşamıki sohbet yarım kaldığı yerden bazan seki’nin,bazanda lüvan’ın kirtiğinde devam ederdi.Günler hep güzel geçmiyordu BayGümüş için ençok üzüldüğü  zor günlerise yaş meşe ve çam agaçlarının kaçak oduncular tarafından kesilmesiydi böyle günlerde amirinin yakaladıgı kaçakları,Şalvarının peyik’indentuttuğu gibi hırgür ve sert sölerle azarlar bıraksalar diridiri yiye bilir,amirin bakışlarından ileri gitigini anlar katırları sürer rehin alınan hayvancagızların bağlandıgı yerde nöbet tutar ağzını hiçbir kilit açmazdı ogece devriye görevini yerine getirmedigi nadir günlerdendir.Çıkardığı hırıltıyla adeta o yaş,körpe agacların yere düşerken çıkardıklerı gıcırtıyı ta cigerlerinin derinliginde hisedrdi.Bay Gümüş bir dvlet görevlisi degildi birokrat hiç degildi.Bir doğa,çevre gönülüsü.Çocuklugumun kahramanı,bir oba kahramanı idi.Gümüş’ün rengi adınada yansımış,sahipleri adını gümüş koydu.gümüş gibi bir hayat sürdü.Öldüğü zaman herkes çok üzüldü.öldügünü uzaklardan duyanlar dahi demek artık Gümüş yok dedi.Vasiyeti üzerine  tören yapılmadı,çok sevdigi delipayamın dibine,obanın her yerini yüksekten gören yerinde huzur içinde yatmaktadır.

Türkcede bir deyim vardır.’’Her mal sahibine benzer” derler evet Gümüş bizden biriydi,bize çok benziyordu, Gümüş bizim itimizdi.

 

16/12/Bocholt