Son Dakika Haberler

BEKTAŞAŞE

BEKTAŞAŞE
Okunma : 1.056 Kere okundu Yorum Yap

Adana’ ya Pamuk toplamaya’ya giden bir oğlu ve üç kızlarının ardından olacaklar içine doğmuş, feryadı figan ediyordu.

Bahçeler bari çalar,

       Kız gözün mavi çalar,

            Bensiz gitme bir yere

                    Seni bir avcı çalar

Bektaş Aşe 1920 de patlak ağaçlarının gölgesinde doğum sancılarının belirtisiyle anasının,aşağı pınar ra varıp bir yudum su içmesi de sancılarını dindirmedi.Biraz Dut ağacının dibinde mızğandı,  ama ne çare zaman gelmişti!  tek odalı üstü ev altı dehliz evlerine zor yetişti.Komşular eksik olmasınlar ebe olmaya pek hevesliydiler, el birliği ile bağrış, çağrış bir hangeme bir halavun la beraber bekdaşAşe dünyaya geldi. Bu sıkıntılı dogum geleceğin de güç geçeceğinin habercisiydi sanki. Kaynana mahkeme duvarı suratıyla oğluna haber saldı, kızın oldu! Adını Aşe koydular. Ama sonradan onu hep BektaşAşe diye çağırdılar. Büyüdü serpildi birgün gelin olu, çoluğa,  çocuğa karıştı.

Evine vardığımız da süyüğü çökermiş, ortadan hafif meyl vermiş toprak dam evinde evin halini teklit eder vaziyette neredeyse iki büklüm, ama çömelerek bizi beklerken örgülü kollu sepetle,bir şeyler le meşguldü.Biraz daha yaklaşınca,sepetin içerisinden yılan çıkaran büyücüler geldi aklıma irkilir gibi oldum! bizi fark edince hafif doğrulur gibi gülümsedi.Yanına yaklaşınca yüzünün güleçliği mi sepete yansımıştı, sepetin içindekiler mi yüzüne yansımıştı,bilemedim.Çünkü sepetin içerisinde altın sarısı kurutulmuş patlaklar vardı.Patlak Tut’ da her yerde yetişirdi ama bu Salah’ ın patlakları bir başka güzeldi.

BektaşAşe söze seceremi sorguladıktan sonra başlıyor;

Ev aldık çinkolu altı ahır üstü ev karşısın da  ufak bir bostanı var, bostanın içinde iki tane büyük kaya var, eskiden de büyük bir goz ağacı varmımış, ben bilmem de anam anlatırdı(allah ganigani rahmet eylesin).

O büyük kayalar da;

Tut’ da ki Şeyh Ali Erzincani hazretlerin den evvel, Erzincani den de meşhur Şeyh Osman isimli bir

Muhterem(Allahhümmesalliallaumuhamed) zat meftun olduğun dan beri  ziyaret belenmiş, buraya adak adayanlar gelir adaklarının kanını akıtır,  o iki büyük kaynın üstün de yatar dertlerine şifa bulur giderlerdi. Daha çok felçli hastalar gelirdi.

Aradan birkaç sene geçti oğlum Duran evlendi, iki sene bizimle oturdu, baktık evin içinde ev olmuyor ev yapalım dedik hemen yakınım da, göz önü olsun diye de yan taraf da Mammet kocanın yeri var ama yol ağzı diye istemiyorum. Evin önünde bostan yeri var amma ziyaret diye yapmak istemiyorum. Böyle düşünürken baktım rahmetli selim Hüseyin  Evinin önünde Avradı Fatma ile konuşuyordu rahmetlinin  yanına vardım.

Hüseyin Emmi sana bir şey danışacağım bana bir akıl ver?

Oğlum Duran’a ev yapacağız yer arıyoruz, yan taraf var amma yol ağzı! evin önünde ziyaret var, bide harmanbağ da anam’ dan düşen yer var, uzak diye gönlüm yok sen ne diyorsun ?

 

-Evin önü en münasiplisi Ayşe bacı!

– Hüseyin Emmi ziyarete ev mi yapılır ? çarpılmayalım sonra

– Yok, yok çarpılmazsınız.

– Nabalı,günahı bana sevabı size, o iki büyük kayayı kırın hem aşağı pınardan taş getirmenize de gerek yok o taş size yeter, hem o kaya yaslı iyi çene taşı olur oğlun gelinin de yanında olur.

-Olmaz Hüseyin Emmi korkarım  ben maazallah çarpılırız.

-Korkma bir şey olmaz nabalı bana,  kış gelmeden yap üzerini basır, içerisine de göçür.

– 1970 senenin mart ayı gibi başladık evi yapmaya, iki kayayı da kırdık, dediği gibi o iki  kaya çene taşı oldu. O arada da mayıs ayına varınca  da oğlum Dura’nın ikinci çocuğu da doğdu.

Aylardan tomuz, damın üzeri için de, gittik  topraklıktan toprak getirdik. Hep birlikte bastık, basırdık kış düşmeden bitirdik evi. Oğlum Duran ıvırzıvırları akşam sabah götürüyor evine, Baltayı, nacağı odunu nu derken baya öteberisini götürdü

Ev yapmak da kolay değil hani borçlandık ! oğlum Duran üç bacısını da aldı adana ya pamuk’a ırgat gitti.

Pamuk elçisi de  Abidin

Duran gidince de  gelin, çocuklar la ben kaldım.

Aradan  gün geçti, zaman geçti, artık kış geliyor yağmurlar düşmeye başladı.

Tomus dan ağustos dan sıcaklar kalmadı,akşam olunca artık, yorgan isteniyor,

Yorgana öyle bürünmüş,sarmalanmış uyumuşum ki bir rüya gördüm! Hayırdır inşallah, sabah ola hayır ola.

Sabah erkenden tarlaya vardım, işlerimi bitirip, eve geliyordum ki aşağı pınardan geçtim,bir yağmura tutuldum ki deme gitsin.

Eve zor yetiştim, Şimşekler çakıyor, gök öyle gürülüyor ki Kürkün’ün tepeleri bir araya kavuşup, çatak birden ortadan  kayıp olu verdi tekral ayrıldılar,Ömerovdere patlamış, çatak göle dönü verdi.

Gelinle iki çağası biri bir buçuk diğeri üç aylık evde başıma topladım eve girdiğim de aksam ezanı okunuyordu bir ses geldi ilkin yıldırım düştü zannettik bir çıktık ki ev yıkılmış, yana yatmış, uçuruma doğru yağmur suları nasıl akıyor gidip bakalım dedim, ama içimde bir korku var cesaret edip de gitmedik,.sabaha kadar uyumadım, ne emeklerle bir bahar yaz çalıştık ev yaptık bir anda yıkıldı gitti

Bahçede barimden oldum

       Hayva dan Nardan oldum

              Sevdiğim yarimden oldum

Günlerce ağıtlar edip, göz yaşı döktüm amma ne çare ki ziyaret çarptı bizi!

Ev üstüne ev yapılmazdı bunu biliyorduk da hele de Ziyarete ev hiç yapılmayacaktı.

Haberi duyan oğlum ve kızlarım birkaç gün sonra geldiler, geldiler amma ev yerine harabe buldular.Ziyaretin gazabı devam ediyordu,çok sürmedi geçimsizlik baş gösterdi sorunlar sorunları doğurdu  oğlum boşandı. Avradı da iki çocuk da benim başıma kaldı, bunların üstüne yeni doğan ikinci çocuk da  bakımsızlık ve sefaletten öldü.

Çocuk öldüğünden on beş gün sonraydı, bir rüya gördüm;

-.Gayipten  bir ses geliyor ama kimse yok! her gün ne ağlayıp, ne paralıyorsun  kendini

– Ben ağlamayım da kim ağlasın, bu yokluk da ev yaptık ev çöktü, oğlan avradından  ayrıldı üstüne üstlük çocuk bakımsızlıktan takatsiz kalıp öldü.

– Gayip den ses cevap verdi;

– O merhum Osman  ziyaretin yerini belirleyin!

sabah  kan ter içinde uyandım.

Bu gün o gün, iki çatık taş hala yerini muhafaza ediyor.

Allah sevdiği Şeyh Osman kulunun hürmetine bizleride af etsin.

Bektaş Aşe bugün 96 yaşında torunlarıyla  huzur içinde yaşıyor.

Fotoğraflar Mehmet Cengiz

Derleyen Amber Tutal/Mahmut Arslantaş.

4 Ağustos 2014 tarihinde röportaj  yapıldı

10550933_10203715395138265_8338462620329736207_n

10583834_10203715386858058_6146085281050963571_n